Torino’da İtalyanca dil okuluna gitmek nasıldı?

Ankara’da öğrenmeye başladığım İtalyanca ve bir senelik eğitimin ardından dil okulundan burs kazanmamla kendimi 2018 yılında Torino’da buldum. Hakkında hiçbir bilgi birikimim olmayan bu şehirde 1 aylık bir bursum varken biraz maddi biraz kişisel tercihlerle 2 hafta gitmeyi tercih ettim.
Roma’da, Floransa’da neden burs çıkmadı kontenjan keşke daha yüksek olsaydı derken muhtemelen Torino’ya kendi rızamla gitmek aklıma hiç gelmeyecek ve bu güzel şehri kaçırmış olacaktım.

Po Nehri / Torino — 📸 by Irem Karaoglu

Torino’da Ciao Italy isimli okula gittim. Birbirinden sıcakkanlı, tam akdeniz insanı diyeceğiniz kişiler eğitmenlik yapıyorlardı. Her hafta etkinlikleriyle de bu turist öğrencilerini gezdirmek ve onlara pratik yaptırmak isteyen bir okuldu. Benim dile her zaman yeteneğim olduğu kanaatindeyim, bir dil öğrenirken pek zorlanmadığımı düşünüyorum. Benim için en kıymetli olan şeylerden biri bir yerin kültürünü öğrenmek ve bu okul bana sadece bir dil ve dil bilgisi öğretmedi kesinlikle. Oranın kültürüne dair epey de şey öğretti. Deyimleri, bu deyimlerin anlamları, bayramları, bölge ve şehirlerin meşhur olan şeyleri ve Kuzey İtalya ile Güney İtalyanın kültürel açıdan farkını.

İtalya’nın kuzeyi daha gelişmiş olarak bilinir güneyine kıyasla ve İngilizce bilenlere de çok daha rahat rastlayabilirsiniz kuzey taraflarda. Benim dil okulumda da öğretmenler İngilizce biliyorlardı.

İtalya’ya gitmeden önce bu deneyimime dair hayal kurarken İtalyan arkadaşlar edineceğimi düşünüyordum ama tabi ki o zamanlar italyanca dil kursuna italyanların gelmeyeceğini düşünememişim :) Sınıfım 2 Tayvanlı, 1 Japon ve 1 Portekizliden oluşuyordu. Portekizli kısa bir süre sonra başka sınıfa geçti ve sınıfta 4 kişi olarak kaldık. Hepimiz İtalyanca konuşarak anlaşmaya çalışıyorduk. Ben sınıfta tıkandığım ve derdimi anlatmak istediğim noktalarda İngilizce konuşuyordum, öğretmenim beni anlayıp cevap veriyordu ancak sınıf arkadaşlarımın ingilizcesi ya o kadar iyi değildi ya da gerçekten vazgeçmeden italyanca konuşmaya çabalıyorlardı ki takdir ediyorum :)

Photo by Pinar Kucuk on Unsplash

Bahsettiğim gibi okulun çeşitli etkinlikleri oluyordu, X hocadan makarna yapımı dersi, 6’da aperatif buluşması, ertesi gün sinema müzesi gezisi gibi. Ben Aperatif buluşmasına katıldım ve sınıftaki Tayvanlı arkadaşlarım ve tanımadığım 2 kişi daha katıldı. Ders dışında hiç sohbet etme fırsatı bulamadığım bu kişileri daha yakından tanıma fırsatı buldum o gün. İkisinin de aslında arkadaş olduğunu, birinin Torino’ya daha önce taşındığını, diğerinin de üniversiteyi Bologna’da kazanıp okula başlamadan arkadaşının evinde kalıp onunla kursa geldiğini öğrendim. İkisi arasından birinin asık suratlı olduğunu ve konuşabilecek hiçbir şeyim olmadığını düşünürken aslında ne kadar benzer şeyler düşünebildiğimizi gördüm konuştukça. Bu bahsettiğim kişinin bir önceki sene İngiltere’de İngilizce kursuna gittiğini ve ingilizcesinin de gayet iyi olduğunu farkettim. Endüstri Ürünleri Tasarımı okuduğunu öğrendim. — Üniversiteye girene kadar benim de hayalim buydu.

Hepimiz İtalyanca neden öğreniyor olduğumuzdan, hedeflerimizden, hayallerimizden ve geçmişimizden konuştuk. İtalyanca başlayan sohbet İngilizce konuşarak devam etti daha akıcı sohbet edebilmemiz açısından. Yaşımızı da konuşurken Çin takvimine göre hangi burç olduğumuza dair bilgi verdi Tayvanlı arkadaşlarımız. Bana Maraş dondurmasından bahsettiler, Tayvan’da satıcıları varmış ve çok şaşırmıştım. Nusreti de biliyorlardı, o konuya da değindik.

O gün benim için çok özel bir gündü çünkü hem etkinlik güzeldi hem de dünyanın bir ucundan biriyle böyle sohbetler edebildiğimi gördüm, dahası asık suratlı diye kendimce çok yargıladığım birinin aslında ne kadar güler yüzlü olduğunu belki de okul ortamında sadece öyle olduğunu gördüm. Sohbet etmeden, birini tanımaya çalışmadan kesin yargıya varmamalıyım dedim kendi kendime.

Sabah 9 civarı başlayan dersimden yarım saat önce bir bara* gidip kruvasan ve cappuccino alarak kahvaltımı ediyordum. Doyacağımı düşünmezdim ancak gerçekten tok hissediyordum, hemen hemen herkesin de kahvaltısı benzer şekildeydi.

Photo by 📸İrem Karaoğlu

Öğlene doğru dersim bitiyordu, öğle yemeğimi okula çok yakın bir yerde Airbnb’den kiraladığımız evde yapıp yiyordum. Ardından biraz dinlenip akşamüstü şehri gezmeye çıkıyordum ve akşam yemeğini dışarıda yiyordum.

Photo by Gabriel Rambaud on Unsplash

Benim açımdan dil okuluna gitmenin de yanı sıra, halkın arasına karışmak italyanca fiyat sormak, menü istemek, sipariş vermek… Her biri gelişimime katkı sağlıyordu. Hiç kimseyle konuşmayıp bir cafede oturmak bile benim açımdan faydalıydı. Etraftaki cümleleri az çok anlayarak geçiyordu ya da öğrendiğim bir kalıbın kullanımını duymak hafızamda yer edinmesini kolaylaştırıyordu.

Torino Roma’dan önceki başkent olmasına rağmen o kadar kalabalık bir şehir değil. — Biraz da yazın tatil zamanı* gitmemin etkisi vardı ancak Roma kadar turist alan bir şehir değil kesinlikle. Bir yerde yaşayacaksam orada yaşamayı isterdim açıkçası. Güneye kıyasla daha pahalı ancak gelir seviyesi de daha yüksek bir şehir.

Photo by Federico Rizzarelli on Unsplash

Benim bu seyahatimde en ilgimi çeken şeylerden biri kesinlikle ve kesinlikle yaşlı nüfusun her sabah giyinip kuşanıp kahve içmeye gazete okumaya ve sohbet etmeye barlara gelmeleriydi! Eğer iyi bir gözlemciyseniz, gerçekten yaşamayı sevdiklerini anlayabiliyorsunuz. Bana kesinlikle ilham verdiler. Hayatın gerçekten içindeler ve keyifliler. Onlara oldukça özendim.

Özetleyecek olursam,
- 2 hafta belki çok az gelebilir ama gezdiği yerlerde en fazla 3 gün kalan biri olarak benim için oldukça farklı bi deneyimdi. Aceleyle değil sindirerek geçen, kendimi hırpalamadığım, her köşesine her müzesine gitmektense orada yaşamayı deneyimlediğim bir geziydi.
- İnsanları tanımadan yargılamamak lazım. En soğuk gördüğünüz kişi en kafa dengi kişi çıkabilir konuştuğunuz andan itibaren.
- Dünyanın bir ucundan insanlarla konuşacak şeyler bulmak zor değil ve hepimiz aslında biriz.
- Bir dili bir noktaya kadar biliyorsanız, bir mekanda sadece oturmak bile sizi geliştiriyor. Ben buna inanıyorum.

*Bar: İtalya’daki cafe’lere verilen isim. Sabah cafe gibi çalışan bu barlar, akşamları içkili servis yapıyorlar.

*Ferragosto, tüm İtalyanların 15 Ağustos’ta kutladıkları bir dini bayram. Çoğu iş yeri de bu günü de kapsayan bir şekilde ağustosta tatile çıkarlar. 10 gün sonra ya da Eylül başı-ortası gibi döneceğini yazarlar dükkanlarının kapısına. Şehirler genelde boşalır ve tatil beldelerine giderler.

Photo by Daniel Hansen on Unsplash

Ben İtalyanca kursuna Türkiye’ye döndüğümde gitmeyi bıraktım. Kendi çabalarımla ilerlemenin daha iyi olabileceğini, kursa vereceğim ücreti biriktirip direkt İtalyaya gidip yerinde pratik yapmayı tercih ettim. 2019da da bu planımı gercekleştirdim. 2020de ise Milano biletim hazırken malum sebeplerden uçuşum iptal edildi ve sınırlar kapatıldı ama olsun daha güzel günlerde gitmeyi diliyorum. 🧚🏻‍♀️

İtalya serüvenimin devamını da yazmak için sabırsızlanıyorum! İlginizi çektiyse bana yorum yazmayı, bu yazıyı beğendiyseniz alkışlamayı lütfen unutmayın 🌻

Kendinize iyi bakın 💛☀️

A presto!🙋🏻‍♀️🇮🇹🍕🍝

Mobile Developer at Otsimo. Interested in technology, computer science, yoga and Italian culture.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store